Çengelköy, Istanbul

NEDEN BİRBİRİMİZİ DİNLEMİYORUZ ?

Hiç düşündünüz mü, neden birbirimizi dinlemiyoruz? Sadece dinlemek de değil, yazılanları da okumuyoruz. Sadece bir yazının başlığına bakarak içeriği hakkında fikir yürütüyoruz. Hatta bu konuda polemikler yaratıp, tartışıyoruz.

Geçen gün, Antalya’da yaptırılan turizm amaçlı “Ters Ev” hakkında bir yazı yazmıştım. Gelen yorumlar arasında
“Konsept mi böyle yoksa hortumdan sonra mı? ” diye bir yorum ile karşılaştım. Ne yazık ki yazdığım yazıyı okumamıştı, takipçim.

Yine son zamanlarda, Prof. Dr. Celal Şengör hakkında, “organ bağışına karşı olduğu” ile ilgili bir tartışmadır sürüyor.

Oysa, Prof. Dr. Celal Şengör, bir televizyon programına konuk olduğunda, organlarını bağışlayıp, bağışlamayacağı sorularına muhatap olduğunu anlatarak,  “Ben öldükten sonra, tüm vücudumu araştırma için bağışlıyorum, istedikleri gibi kullansınlar.” Değip değmeyeceğine emin olmadığı herhangi birine organ bağışı yapıp, 1-2 kişiyi yaşatmaktansa, tüm vücudunu, araştırma için kullanmalarını tercih ettiğini söylemişti.

Garip olan, söylenen bütün bir cümleden, sadece bir bölümünün alınması.

***Bu arada ben, Celal Şengör’ ün söylem biçimine kesinlikle katılmıyorum.

Ne kullandığı kelimeler, ne de bunu ifade ediş biçimi doğru.

Neden dinleyemiyoruz? Neden yazılan bir yazıyı okumuyoruz? Sabrımız mı yok, acelemiz mi var? Bencil miyiz ki, başkalarının da anlatmaya ihtiyacı olabileceğini ıskalıyoruz. Yoksa anlatacak şeyimiz mi çok, bir türlü bitmiyor. Belkide dinliyoruz ama duymuyoruz ya da karşımızda birisi olduğunu unutuyoruz. Hangisi

Neden dinlemediğimiz” konusunda yazılan makalelere baktığımızda “dinleme nedenleri” olarak aşağıdaki başlıkların öne çıktığını görüyoruz.

–  Sabırsızlık

 – Hemen sonuca gitme isteği

– Araya girme

– Dinlenilen konuyla ilgili akılda bir şeylerin olması (Böyle bir durumda kişi iç sesini dinliyor karşısındakini değil)

– Soru sormayı bilmeme/Soru sormaktan kaçınmak/utanmak

– Algıda seçicilik (İşimize geleni dinleme)

– Karşıdaki kişiyle olan ilişkinin kalitesi (Sevmeme, hoşlanma veya hoşlanmama)

– Ağır iş yükü veya veri yükü (Zihnin gelen aşırı veri yükünü kaldıramaması)

Yayınlananları okuma konusunda da durum çok farklı değil doğrusu.
Bilimsel bir makaleye atıfta bulunulması, onun sahiden de okunduğu anlamına gelmiyor. Bir tahmine göre bilimsel makalelerin sadece yüzde % 20’si gerçekten okunmakta.

Bu durumda zaman zaman facebook da herkesin yayınladığı, bakalım bu yazıyı sonuna kadar okuyacak mısınız tarzındaki paylaşımları, herkes birbirine hiç okumadan kopyalayıp yapıştırarak yolluyor.

Bakalım hiç resim olmayan bu yazıyı kaç kişi okuyacak?

İlgili Yazılar

Yorumlar (8)

İnsanlar, kendi sorularına buldukları cevaplarla yaşamlarını şekillendirdiklerinden olsa gerek, -yazının içinde verilen nedenlerin sadece bilinçaltlarındaki bir bahane olması gerçeğinden kaçarak- çoğu konuda her zaman karşılarındakinden çok daha fazlasını düşünebilen ve bilen bireyler olduklarını hissetmelerinden kaynaklanır..Bu da bir alışkanlık haline dönüşür. ( aslında cevap bu kadar nettir fakat kültürel olarak değişikliklere uğrar) ‘Zihindeki veri yükü yoğunluğunu’ tüm nedenlerin dışında tutmak istiyorum çünkü dinlememe saygısızlığından ziyade, zaman zaman her insanda olan, zihni yoran bir eylemsizliktir. O sırada ne söylenirse söylensin duyulmaz 🙂 Böyle zamanlarda çok daha anlayış gösterilmelidir diye düşünüyorum. Sevgiler..

Ne güzel tespitlerde bulunmuşsun Gönül’cüm. Dinlemek yerine boş konuşmak çağımız insanına daha çok uyuyor gibi.

Gönülcüm çok haklisin… kimse dinlemiyor.. kimse karşısındaki kisinin fikrini anlamaya çalışmıyor bile.. empati diye bir şey yok. Ama değişecek inanıyorum ben. Zaten herkez birbirini anladığı gün huzur ve refah içinde yaşayacağız .sevgiler

Aslında biraz da korkuyoruz.. Değişimden korkuyoruz. Bunu itiraf etmek ve kabullenmekse herkesin harcı değil. Zaten ne demek istediğimi gerçekten anlayabilmek için de en azından itirafçı olmak gerek.
Fikirlerimizin, yaşam tarzımızın, standartlarımızın, alışkanlıklarımızın hatta değer yargılarımızın ve özellikle de duygularımızın ve inançlarımızın değişmesinden ölesiye korkuyoruz.
Dinlersek, ikna olma riski(!) var. Gerçeği görme, yanıldığımızı farketme riski..

Bu arada karavanlı gezilerinizi sabırsızlıkla bekliyoruz, sevgiler 😉

“Okuma alışkanlığının olmaması, araştırmayı, incelemeyi, düşünmeyi, dinlemeyi, başkalarına tahammül etmeyi de engelliyor veya azaltıyor” diye düşünüyorum.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.