Çengelköy, Istanbul

SADUN BORO İLE KARŞILAŞMAK

Akyaka’dan 48 kilometrelik, nefis manzaralı sahil  yolunu takip ederek Ören’e geldik.

Ören, diğer adı ile Keramos.

Gökova körfezinin, girintili çıkıntılı koylarının tek düzlük yeri.

Çağdaş Yunanca’da Keramos’un anlamı çömlek demekmiş.

Önce marina tarafına gittik. Buradan alışveriş yaparak eksiklerimizi tamamladık.

      

Gökova Ören Marina’da Sadun Boro heykeli hemen dikkatimi çekiyor.

11 metrelik teknesi ile, sadece pusula kullanarak, dünyayı dolaşan ilk Türk olan Sadun Boro anısına dikilen heykele bakarken, çocukluğumda Hürriyet gazetesinde yayınlanan, gezi yazılarını nasıl heyecan ile okuduğumu hatırladım.

Sonrada aşağıdaki sözlerini:

Ey dost, hoş geldin Gökova denen cennete.

Bugün, dünyanın en güzel yeri olan Gökova’da,, sana bağrını açan bu eşsiz koyları gezerken, doğanın haşmetine, cömertliğine karşılık, nankör insanoğlunun buraları kirlettiğini, ormanları yaktığını gördün, üzüldün, utandın.
İşte bu rezilliği senden evvel buraları gezen, doğa sevgisinden, saygısından yoksun kimseler yaptı.

Sen de aynı hatayı yapma!
Sakın çöpünü, artığını, boş şişeni, sana her şeyini veren bu emsalsiz GÖKOVA’nın masmavi denizine, yemyeşil kıyılarına atma! 
Hele sakın ateş yakma!
Bizden sonra geleceklere bu temiz, yeşil cenneti aynen bırakalım.
Rüzgarın kolayına gelsin, denizin sakin, neşen daim olsun.

SADUN BORO ‘Kısmet’
Haziran 1986

“Sadun Boro, 46 yıl boyunca bindiği ve yaklaşık 150 bin deniz mili yapan ‘Kısmet’ adlı teknesini İstanbul’daki Rahmi Koç Müzesi’ne bağışlamıştır.”

Marinanın hemen çıkışına, Sahil Güvenlik Komutanlığının karşısına yerleştik.Sevgilim hemen dalış yapıp yapamayacağını sordu. Liman çevresi hariç,bir sorun olmadığını söylediler.Yaz aylarında bu yola araba giremiyormuş ama, şimdi neredeyse kış, sorun olmuyor.

                                                

Ören, Sadun Bora’nın vasiyetini yerine getirircesine tertemiz. Halkı çok güler yüzlü.

Sevgilim sabah dalış yapıyor.

     

Adeta yazdan kalma bir gün yaşıyoruz. Bunun, senenin son denize girmesi olduğunu bilmeden, suya giriyorum. Su altında neredeyse hiç bir şey yok. Kıyıdaki taşlar ise düz, elbette eşimi beklerken topluyorum.

Güneşin altında uzanıp, kitap okumanın keyfini yaşarken, sevgilim balıklar ile geliyor.

     

Akşam ne yiyeceğimiz belli oldu. Yanına sadece salata yapmak yeterli olacak.

Bu arada etrafta balık tutan genç bir bey ile sohbet ediyoruz. 9 arkadaş birleşerek, sahilin hemen arkasındaki arsayı kiralamışlar. Karavanlarını o arsaya çekerek, Ören’de sürekli kalıyorlarmış. Hatta karavanı olmayan bir arkadaşları, tekerlekli bir ev yerleştirmiş arsaya.

Büyük bir huzur içinde geçen 2 günün sonunda, Bodrum’a gitmek üzere Ören’den ayrılıyoruz.

Ören-Milas yolundayız.

Ne zaman bu bölgeye gelsem, üzülerek seyrettiğim termik santrallerin yanından geçiyoruz.

                                   

Birazdan girdiğimiz Milas yolunun yeşilliği, biraz da olsa hafifletiyor üzüntümü.

                             

Yollar, kilometreler akarken, ağzımdan Sadun Bora’nın sözleri dökülüyor.

“Bizden sonra geleceklere bu temiz, yeşil cenneti aynen bırakalım.”

İlgili Yazılar

Yorumlar (1)

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.