Çengelköy, Istanbul

SALDA GÖLÜ

Denizli’ den Salda Gölü’ ne gidiyoruz.

Benzin almak için Shell Tuna Tesislerinde durduk. Hem karavana su aldık, hem de termosumuza çay doldurmak için ısrar ettiler.

İlk durak Serinhisar. Serinhisar bir leblebi üretim yeri. Kilosunu 10₺ ya satıyorlar. Ama almak için içeri girince fiyatların biraz daha farklı olduğunu görüyorsunuz. Ben tuzlu sarı leblebinin kilosunu 16₺ ya aldım. Vakumlu poşet de yapıyorlar.

Salda Gölü ana yoldan 35 km. içeride. Dağların arasından gidiyorsunuz. Yol ummadığım kadar düzgün. 22 km. sonra, dağın arkasına geçtiğinizde, bir anda ayna gibi karşınıza çıkıyor Salda Gölü.

1263 nüfuslu bir yer Salda. Kalmak için pansiyon ve apartlar var.

Salda Gölü kenarındaki otoparka 4₺ vererek yerleşiyoruz. Elektrik olmamasına rağmen küçük bir çay ocağı ve büfe var. Tuvaletler tertemiz. Sahile motorlu araç sokmak yasak ama, dinleyen kim!!!!

      

 

Kıyıda suya ayaklarını sokanlar var. Biz de deniyoruz ama su çok soğuk. Sevgilim tadına bakıyor suyun, tatlı. Biraz ileride bir kadın çocuğuna “Dünyada burası gibi iki oluşum var, biri Kanada’ da diğeri ise burada.”diye anlatıyor.

Bu arada, kuruma tehdidi altındaki göllere dikkat çekmek için, Salda Gölü’nde  yaklaşık 20 metrelik irtifa dalışı yapan milli serbest dalgıcımız Şahika Ercümen, Salda Gölü’nde tüpsüz dalış yapan ilk kişi olarak da biliniyor.

1163 metre rakımlı Salda Gölü’ nde gece oldukça soğuk. Yorgana ihtiyaç duyuluyor.

Sabah kahvaltıdan sonra yürüyüş yapıyoruz.

      

 

Yerdeki oluşumlar gerçekten ilginç. Videosunu çekiyoruz ama, ne yazık ki selfi çubuğu kullandığımız için sesler çıkmamış.

Hayatımda, yurt dışı da dahil olmak üzere- ki Adriyatik’ i tekne ile dolaştım, okyanusta yüzme fırsatım oldu- hiç bu kadar berrak su görmedim.  Su çok soğuk ama adeta sizi çağırıyor gibi. Sonunda dayanamadık ve buz gibi suda yüzdük. Ardından da soğuk su ile duş aldık.

                                 

Neyse ki güneş var da, çıkınca ısınıyorsunuz.

Gölün dibi gevşek, adeta bataklık gibi. Gölde su yılanları olduğu söyleniyor ama kış aylarında herhalde aktif değiller ki ben rastlamadım. Gölden bir kaç taş aldım. Oldukça yumuşaklar, umarım kırılmazlar.

Bu arada Bishop da bizimle birlikte suya girdi ve sonra da yıkandı.

Öğleden sonra da beyaz adaları görmek için, gölün diğer tarafına yürüdük.

      

 

Etrafta arılar var. Her tarafta çöp kutuları olmasına rağmen insanlar çöplerini sağa sola atıyor. Gölün içinden bile şişe topladık.

Ertesi sabah gün doğumu muhteşemdi.

“Türkiye’ nin Maldivleri” denilen, biletlerinin üzerinde bile “Saldivler “yazan Salda Gölünde, muhteşem 3 gün geçirdik.

Bence mevsim olarak tam zamanında gelmişiz. Neredeyse kimseler yoktu. Hele güneş battıktan sonra, tam anlamı ile yalnızdık.

         

Salda Gölü, gece ay ışığı, sabah ise gün doğumu manzarası ile nefeslerimizi kesti.

                                   

Yola çıkıyoruz artık. Salda Gölü’ ne bir kez de Ocak-Şubat ayında gelmeye karar verdik. Eminim yine hayran kalacağız.

                         

İlgili Yazılar

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.