Çengelköy, Istanbul

TEL ÇİTLER VE TAŞ DUVARLAR

Uzun süre aynı yerde yaşayınca, ikinci bir araca ihtiyaç duymaya başlıyoruz.

Büyük alışveriş için ya Bergama’ ya ya da Ayvalık’ a gitmemiz gerekiyor. Yani 26 ya da 56 km. yol yapmamız gerekiyor. Bu durumda her şeyi toplayıp, karavanı yerinden kaldırmak gerekiyor.

Bir arkadaşımız bu noktada imdadımıza yetişiyor, İstanbul’ dan arabamızı getiriyor Kozak’ a.
Artık daha rahat hareket ediyoruz.

Adamlar çalışıyor.

Tel çitler yapılıyor, traktör ve kepçe çalışıyor, aşağı tarla sürülüyor, gereksiz palamut gibi ağaçlar kesilip odun olarak hazırlanıyor, etraf az çok toparlanmaya başlıyor gibi.

Yeni şeyler deneyimliyorum hayatımda, kepçe kullanmayı öğrenmek gibi. Arazinin yola 175 metre cephesi var. Bu tarafı taş duvar yapmak istiyoruz. Üzerine de ahşap çit olacak. Yol tarafındaki eski çitler açılıp temizleniyor.

  

Taş ustası aramaya başlıyoruz. Granit yatağı olan bir bölgede çok ilginçtir ki, bu pek de kolay olmuyor. Neredeyse hiç taş ustası kalmamış buralarda. Sonunda bir köyde Erzurumlu bir usta buluyoruz.
Ben 1 metre yüksekliğinde bir duvar istiyordum. Ama bütün bu konuşmalardan öğrendim ki 1 metrelik bir duvar istediğin zaman, bunun yalnızca yarım metresi yer üstünde oluyormuş. Yarım metre de temel yapılması gerekiyormuş.
Bu konuşmalar devam ettikçe, bu konularda ne kadar cahil olduğumuzu görüyorum.
Ayrıca her tarafta granit ocakları ve kesme atölyeleri olmasına rağmen, taş  da o kadar ucuz değil, ne yazık ki.

Taş ustası ile, yardımcısı ile beraber günlük 200.- üzerinden anlaşıyoruz. Haftada 6 gün çalışacaklar. Taşların ise, daha kötüleri temelde, düzgünleri yer üstünde kullanılmak üzere ortalama tonunu 30.- ya anlaşıyoruz.
Sıra geldi ahşaplara ve aralara dikilecek demir profillere.
Bergama’ ya ahşapları seçmeye gidiyoruz.

  

Ahşaplar inanılmaz pahalı. Kapak tabir edilen, ağaçların dış kabuklarını kullanmaya karar verdik bizde. Böylece tonu 400.- dan kızılçam kabukları aldık.

Demir profiller ise 90 tanesi 2400.-

Neyse kum, çimento, el arabası vs. gibi bir yığın şey de gelerek iş başlamış oldu. Bizim de para ödemekten iflahımız kesilmek üzere.

Yeri almak işin en kolay kısmıymış, en masraflı kısmı anladığım kadarı ile etrafını çevirmek. ( Bu lafı ederken korkuyorum aslında,  belki de bundan sonrası daha zordur? Neyse adım adım gidelim, ilerisini şimdiden düşünüp gerilmeye gerek yok)

  

Tel çitler de ilerliyor bu arada.

    

Daha yerleşik düzene geçiyoruz yavaş yavaş. Sevgilim, bize büyük bir masa yapmaya başlıyor.

  

Ellerine sağlık, harika oldu. Artık misafir ağırlamak çok daha rahat. Haftalar geçiyor. Taş ustaları, telciler, kum kamyonları, taş kamyonları, çimentolar koşturmaları arasında günler akıp gidiyor. Cuma günleri ise ödeme günleri.

Bu arada köylerdeki etkinliklere katılıyoruz. Sünnet, hayır, hatta cenaze.

Sünnetler burada 2-3 gün sürüyor. Herkes davetli. Mehter takımı falan geliyor.
“Hayır” dedikleri ise, çeşitli durumlarda- mesela başlarına iyi bir şey geldiğinde- herkese açık davetler veriyorlar. 700-1000 kişi katılıyor. Masalar kurulup, yenip içiliyor.

   

Cenazeler ise daha da garip, sabah 9,30 da bile gömebiliyorlar ölülerini. Ölüm yaşam kadar doğal algılanıyor buralarda.
Günler geçiyor, havalar ısınmaya başlıyor.
Düşündüğümüzden çok daha yavaş ilerliyor işler. Hiç bir şey İstanbul’ da ki gibi değil.

Doğa da uyanıyor. Bunlar araziden topladığım çiçekler, masal gibi her biri.

    

Her gelen mutlaka bir şey getiriyor. Sebzeler, meyveler, taze sağılmış sütler, keçi peynirleri.

  

Başka köyleri geziyoruz, fırsat buldukça.

  

Sabahın 6’sında kalkıp , traktörle, ineklerin sağılmasını görmeye gidiyoruz .

    

    

İnanılmaz farklı deneyimler bunlar bizim için. Her anından keyif aldığımızı görüyoruz.

Ve Haziranla birlikte bayram da geldi. İstanbul’ dan arkadaşlarımız geliyor. Bergama’ da otelde yer ayırttılar. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Kozak’ ı o kadar sevdiler ki, küçük bir çadır alıp burada bizimle kalmaya karar verdiler.

Bayram için, köyde tüm tanıdıklarımıza baklava yaptırdık. Köydeki herkesin evde baklava yapacağını ne yazık ki düşünememiştik. Böylece bir şey daha öğrenmiş olduk.

En ilkel şekilde ekmekler, börekler pişirdik. Nefis oldular.

    

  

Tel çitler ve duvarlar nihayet bitti. Aylardır buradayız.
Şimdi İstanbul’a dönme vakti, orada halletmemiz gereken işler var.

Ahşapların yapılması için, 10 gün sonra tekrar geleceğiz.

 

İlgili Yazılar

Yorumlar (6)

Hayırlı uğurlu olsun 😎😎😎😎

Sizi bir buldum…Bir kaybetmiştim…Tekrar hoşgeldiniz…Yazılarınızı okumak büyük zevk…Kolay gelsin…

Güzel iltifatlarınız için çok teşekkürler

Harikasınız, teşekkürler

Selamlar fotoğrafların hepsi silinmiş tekrar yükleme şansınız var mı acaba?Büyük bir keyifle takipteyim devamı gelir umarım.Hayırlı olması dileği ile

Yorum Yaz