Çengelköy, Istanbul

BENİM ADIM ROHANİ

Deniz kenarında uyuduğumda sadece su altının rüyalarını görürüm.

Bana ne oldu? Bir rüya gördüm. Sonra da hatırlamaya başladım.

Benim adım Rohani. Bajau kabilesindenim. Deniz adamıyım.

Avcıyım…

Kabilemin insanları binlerce yıldır deniz kenarında yaşıyor. Atalarımız…

Varlıklarını hissedebiliyorum…Denizlerimizi korumak için buradalar.

80 yıl. Artık 80 yaşındayım… Eski gücüm yok. Eski nefesim de yok artık.

Ya çok zayıflamışsam ? Ya artık yapamazsam ? Eğer artık avlanamayacaksam ölürüm daha iyi…

Çok, ama çok fazla sey gördüm. Size hikayemi anlatabilirim. Hatırlayabildiklerimi…

Çok ufak bir çocukken denize gittiğimi hatırlıyorum.

Babam; kanoyu babam inşa etmişti… Boyu bir kulaçtı. Bir kulaçtan uzun değildi. Su altına ilk daldığımda beş yaşındaydım. Korkmuştum. Aşağıda bir sürü büyük balık vardı. Babam bana ” Sakın büyük balıkların yanında ürkme, bir gün bunlardan da büyük balıklarla karşılaşacaksın ” demişti. Bana kendi kendime nasıl dalacağımı öğretti. Nefesimi dikkatlice idare etmeyi. “Sakince” dedi. Nefes al… Sakince dibe bat. Acele etme ki, nefesin tükenmesin. Ben yine de korkuyordum. Ama cesaretimi topladım. Kararlıydım. Mercanların arasında oynamayı seviyordum..

Çocuktum. Sevgimi hayal edebilirsiniz…

6 yaşındayken bir gün oyun oynamak için mezarlığın ötesine gittim. Denizin dibinde birini gördüğümü hatırlıyorum. Bir şey arıyordu. Nereden geldiğini görme şansım olmadı. Ben sadece uzaktan izledim. Ama oraya gidemedim. Nasıl gideceğimi bilmiyordum. Çok derindeydi. Oraya ulaşamazdım.

Ellerinde zıpkınlarla balık arayan insanlar gibi görünebilirler, ama aslında onlar denizin ruhları.

Kalbimin derinliklerinde denizin dibine ulaşmam gerektiğini biliyordum.

Nefesimi tutma konusunda iyiydim. Kanımda var…

20 yaşındayken büyük balık arayışına çıktım. Yöntemlerini anlamak adına. Büyük balığı nasıl avlayacaktım ?

İlk zıpkınla avlananlar bizleriz. Bizim için zıpkından başka alet yok !

Babam denizdeki işimi dikkatle yapmamı söylerdi. Denizdeki ruhları unutmayın. Onları göremezsiniz ama, hissedebilirsiniz. Bir deniz ruhuyla tanışırsanız, ona ” Ben kendi talihimi ariyorum, sen de kendi talihini. İkimiz de talihsiziz, biz aynıyız, biz kardeşiz ” deyin.

Egzersiz yapın. Nerede olursanız olun etrafınızda olup bitenden öğrenin. İçeride olanı anlayın.

Aşağıda kendinizi çok zorlarsanız, orada ölürsünüz.

Balığı incelemelisiniz. Onları görür görmez acele etmeyin. Hayır! Sakin olun. İyi bir pozisyon bulduğunuzda, yavaşça dibe batın. Biz onlara doğru gideriz, onlar bize doğru döner. Göz göze geliriz…

Adam olmuştum. Artık babamı takip etmiyordum. Artık yalnız avlanıyordum. O zamanlar hala gençtim. Dışarıya bakınmaya çıkmıştım. Birkaç kız gördüm. Sayıları fazlaydı ve çok güzellerdi. Fakat hiçbiri bana uygun değildi. Bir kız vardı, çok güzel değildi ama o gözüme takıldı. O kızın güzel bir karakteri vardı. Çoğu kızın güzel suratları vardı, fakat karakterleri yoktu. Eğer onlardan biriyle evlenseydim, benim tepeme binerdi. Karakteri güzel olan biriyle evlenmek daha iyidir. İhtiyacın olanla… O sana bakar, o iyidir.

Ama diğer güzel kızlar; Ben avlanmaya gittiğimde, onlar da avlanmaya gider…

Marni… O bizim ilk kızımızdı. Arkasından bir kızımız daha oldu Awaina. Sonra bir erkek, Ruslim.

Arayışa devam ettim. Yeni tecrübeler aradım. Suyun altında 20 kulaç derinliğe dalabilmek istiyordum. Kendime tecrübe edinmek istiyordum, denizin dibinde olmak için… 20 kulaç aşağısı nasıl? Güzel mi? Bunu bilmem gerekiyordu…

…Kulaklarımda acı vardı. Neden korkuyordum? Çok derindi. Daha önce bunu hiç hissetmemişdim. Ama geri dönüp tekrar denemem gerektiğini biliyordum.  Yeniden denedim. Kendimi zorladım. Daha derine gitmek istedim. Sonunda oraya vardım. Denizin dibine….20 kulaç derinlikte kendimle gurur duyuyordum. Güçlüydüm, kuvvetliydim. Her yere gidebilirdim. Her tür balığı avlayabilirdim.

Togean adalarında ün saldım. “Kabalutan da müthiş bir adam var” ona, JAGO USTA diyorlar….

Arayışa devam ettim. Köyümden Kabalutan’dan ayrıldım. Denizi aştım. Bizim insanlarımızın izlediği yol budur. Keşfetmek ve yeni tecrübelere koşmak. Eğer Kabalutan da kalsaydım tecrübem tamamlanmamış olacaktı. Fakat seyahat ettiğim için birçok şey gördüm ve çok tecrübe yaşadım. Banggai de avlanmaya gittim. Sonra Pagayaman’dan geçtim. Oradan Marisa’ya ve Torosiaje’ ye gittim. Karım için bir milyon Rupi kazanmaya çalışıyordum. O zamanlar bir milyon Rupi büyük paraydı. Çok büyüktü…

Bir Japon teknesinde çalışmaya gittim. Karımı yalnız başına bıraktım. Ağ ile balık tutmayı öğrendim. Bu sadece tecrübelerimden biri. Japon teknesinde Bangaiden gelen Bajauları tercüman olarak kullanıyorlardı. Koca gemiden sorumlu olan 3 kişi vardı. Sonrasında denizi geçerken ağlarla balık avladık. Bir çok ağ vardı ve hepsi de denize atılıyordu. Sabah balıkları kaldırmaya çalışıyorlardı, ama gemi onca balığı zor alıyordu. Tüm balıklar Japonya’ya gidiyordu.

Deniz ruhları öfkelenmişti.

Oğlum Ruslim ağabeyimle birlikte dalmaya gitmişti, yani amcasıyla.. Bir cuma günüydü. Gitme ! Dedim. Ben seni beslerim, sana kıyafetler de alırım. Gitme! Sadece gitme, dedim. Ona öğretme fırsatım olmamıştı. Benden uzaklaştı…

30 kulaç daldı… En dibe… Oğlum… Öldü.

Kalbim parçalandı. Evlâdım ölmüştü. Yani, gezilerimden edindiğim tecrübelerimden hiçbirini ona öğretme fırsatım olmadı. Aklımı yitirdim. Delirdim. Bir hançer aldım ve kendimi öldürmeye çalıştım.

Biz mercanlarına zarar verirsek, onlar da bize zarar veriyor…

Denizin ruhları.

Öfkelenmişlerdi… Birçok Bajau öldü.

Eskiden bol balık vardı. Eskiden çok balık vardı ve fazla insan yoktu. Şimdi o kalabalık balıklar gibi bir sürü insan var orası kesin. Kesin. Artık dikkatli avlanmalıyız. Daha once hiç gitmediğimiz yerlerde avlanmak zorundayız…

Bana JAGO adını  verdiler. Benim adım RohaniDeniz adamıAvcı….

 

 

 

 

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.